Yem maliyetlerinden tasarruf edin ve çevresel ayak izini azaltın

Enzimler uzun süre çevresel etkiyi azaltmanın, hayvan performansını iyileştirmenin ve yem maliyetini düşürmenin bir yolu olarak kabul görmüştür. Genel itibariyle, hayvan beslenmesinde harici enzimlerin kullanılması temel olarak besin maddelerinin sindirilebilirliğini ve üretim verimini artıran besleyici olmayan bileşiklerin yok edilmesine dayanmaktadır. Bu makalede; yem maliyet tasarrufunu en üst düzeye çıkarmak, fosfor atılımını hafifletmek ve karbon emisyonlarını azaltmak için yeni enzim uygulama stratejileri ele alınacak.

Gustavo Cordero
Global Swine Teknik Müdürü
AB Vista
Gemma González-Ortiz
Araştırma Müdürü
AB Vista

Son zamanlarda, tarımsal gıda endüstrisinin eylemlerini ve yem üretimini etkileyen gıdaların nasıl üretildiğine yönelik tüketici ilgisinin arttığını görüyoruz. İlk zamanlarda sektördeki baskı hayvan refahını artırmak gerekliliği olmasına rağmen, yakın zamanlarda ise yem üretiminin çevresel etkisi odak alanlarından biri haline dönüştü. Hayvan üretim ekipleri ve beslenme uzmanları, sadece maliyet ve verim iyileştirme perspektifinden değil aynı zamanda sürdürülebilirlik faktörlerini de göz önünde bulundurarak hayvansal protein üretimini nasıl iyileştirebileceklerini özel olarak incelemelidir. Dikkate alınması gereken iki kritik alan, gübre yoluyla kirlenme ve sera gazı emisyonları yoluyla iklim değişikliğine katkıdır. Genel olarak tarım-gıda endüstrisi, çevresel kimlik bilgilerini iyileştirmek için önemli bir baskıya maruz kalıyor ve tüketicilerin %26’sı, et ürünleri satın alırken sürdürülebilirliğin oldukça farkında olduklarını belirtiyor (Feed Strategy 2019).

FOSFOR VE AZOT ATILIMI
Kümes hayvanı üretiminden kaynaklanan çevresel kirlenme önemli bir toplumsal konudur. Çiftlikten çıkan gübre, uygun şekilde kontrol altına alınmazsa, yeraltı suyunu kirletebilecek ve su yollarına sızabilecek yüksek bir azot ve fosfor konsantrasyonuna sahiptir. Bu durum da fitoplankton alglerinin kontrolsüz üretimine (ötrofikasyon) neden olacak ve yerel ekosisteme zarar verecektir. Çevresel etki iyi anlaşıldığı için, hayvansal üretim ile ilişkili mineral atılımını azaltmak için Avrupa’da bazı düzenlemeler ve yönetmelikler getirilmiştir.

“Kümes hayvanı üretiminden kaynaklanan çevresel kirlenme önemli bir toplumsal konudur. Çiftlikten çıkan gübre, uygun şekilde kontrol altına alınmazsa, yeraltı suyunu kirletebilecek ve su yollarına sızabilecek yüksek bir azot ve fosfor konsantrasyonuna sahiptir.”

CO2 EMİSYONLARI
Çevresel etkiyi hesaplamak için en yaygın metodolojilerden biri, CO2 eşdeğerlerindeki (CO2e) tüm emisyonları belirlemektir. Bunu gerçekleştirmenin yöntemlerinden birisi, IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği paneli) standartlarına dayalı akredite bir model kullanmaktır. Emisyonlar, tüm kirletici faktörleri tek bir değer olarak ifade edecek şekilde düzeltilir.

Farklı hayvan türleri arasında benzer üretken verimlere ve maliyetlere sahip hayvansal üretimin, CO2e/kg et açısından hala önemli ölçüde farklılık gösterebileceği inkar edilemez bir gerçektir. Bu, bir üretim sisteminin çevresel etkisinin üretken veya ekonomik faydalardan ayrı olarak ele alınması gerektiği anlamına gelir. Diyetteki besin maddelerinin kullanımını iyileştirmek, bu değeri azaltmanın anahtarı olacaktır. Bu model, farklı besleme programlarını karşılaştırmak için kullanıldığında, CO2e üzerindeki herhangi bir etki, yem bileşimindeki değişiklik ve hayvan üretkenlik performansı kombinasyonuna bakılarak hesaplanır. Örneğin, düşük protein içeriğine sahip ve bu nedenle soya fasulyesi unu daha az dahil olan bir diyet, büyük olasılıkla ton/yem başına daha düşük bir CO2e miktarına sahip olacaktır; ancak üretim oranları çok iyi değilse, üretilen et/kg başına CO2e maalesef daha yüksek çıkar. Ama eğer hayvan üretkenlik performansı cezalandırılmazsa, üretilen etin kg başına CO2e miktarı daha düşük olacaktır. Aynı zamanda, diyetin maliyetinin düşürülmesi ve “kazan-kazan” durumu vermesi de muhtemeldir.

YEM ENZİMLERİ İLE ETKİYİ AZALTIN
Çevresel etki altındaki gelişmeleri göstermek için özel bir örnek, yem formülasyonunda dış enzimlerin kullanılmasıdır. Enzimler uzun süre çevresel etkiyi azaltmanın, hayvan performansını iyileştirmenin ve yem maliyetini düşürmenin bir yolu olarak kabul görmüştür. Genel itibariyle, hayvan beslenmesinde harici enzimlerin kullanılması temel olarak besin maddelerinin sindirilebilirliğini artıran ve üretim verimini artıran besleyici olmayan bileşiklerin yok edilmesine dayanmaktadır.

Son zamanlarda, bu alanların her birine dair sahip olduğumuz bilgi artmıştır ve hayvan yemlerinde enzimlerin uygulanmasının tam potansiyelinden yararlanmak için yeni fırsatlar ortaya çıkmıştır.

Diyette hem fitat hem de nişasta olmayan polisakkaritleri (nsp) parçalamayı amaçlayan enzimatik uygulamanın etkisini belirlemek ve böylece her iki substratın beslenme karşıtı etkilerini azaltmak için kapsamlı araştırmalar yapılmıştır. Fitatın olumsuz etkisi, fosfor ve bazı mineraller ve amino asitler gibi diğer besinleri serbest bırakan fitat moleküllerinin parçalanmasından sorumlu olacak fitazlar kullanılarak önemli ölçüde azaltılabilir. Diğer yandan, karbonhidrat kullanımı, bağırsak yolundaki viskoziteyi azaltmaya ve diyetin genel sindirilebilirliğini arttırmaya ek olarak, gastrointestinal sistemdeki lifin yapısını ve özelliklerini de değiştirir ve üretim verimini arttırır. Enzimleri dahil etmeye yönelik yaygın uygulamalarından biri, matris değerleri kullanıldığında, yem maliyetlerini düşürme söz konusu olduğunda işe yarar.

ÖNE ÇIKAN STRATEJİLER
1. Süper Dozlama
İlk strateji, normal seviyelerden “daha yüksek” ek fitaz ilavesini düşünmektedir. Bu strateji, ticari ve bilimsel literatürde “süper dozlama” olarak bilinir ve fitatı daha da hidrolize ederek performansı arttırmayı ve böylece anti-besleyici etkilerini azaltmayı amaçlar.

2. Maksimum Matris Beslemesi
İkinci strateji, daha belirgin bir maliyet düşüşü elde etmek için bir karbonhidrat ve ilgili matris değeri ile birlikte daha yüksek fitaz seviyelerinin dahil edilmesini içerir. Mineralleri, amino asitleri ve enerjiyi dikkate alan bir matris, enzimlerin kombinasyonuna uygulanır ve bu da mükemmel dengeli bir diyetle (ve dolayısıyla daha düşük CO2e miktarıyla) sonuçlanır ve aynı zamanda üretim performansını korurken daha fazla maliyet tasarrufu sağlar. Bu yaklaşımla, diyette yeterli subtrat (yani fitat) olduğundan emin olmak için özen gösterilmelidir. Bu, maksimum matris beslenmesi (MMN) stratejisini tanımlar.

YARARLAR VE SONUÇLAR
ABD’de yapılan yeni bir çalışma (Şekil 1), MMN’nin standart fitaz seviyeleri içeren veya “süper dozlama” ile karşılaştırıldığında bir kontrol diyeti üzerindeki faydalarını göstermektedir. Sonuçlar, FİTAZ ile süper dozlamanın hayvanların üretim verimini önemli ölçüde artırdığını, MMN kullanımının aynı performansı sunduğunu; ancak daha düşük bir yem maliyetinde (5 Euro/t) olduğunu göstermektedir.

Yüksek dozda fitaz kullanımı, sadece performans veya maliyet tasarrufu açısından değer katmakla kalmaz, aynı zamanda fosfor atılımını ve dolayısıyla çevre kirliliğini azaltmak için de kullanılabilir. Verileri daha ayrıntılı olarak analiz edersek, diyette verilen 1.0–2.0 g/kg inorganik P’nin (fosfor) yerini almak için fitaz kullanılması, inorganik fosfat takviyesini %38-76 oranında azaltabileceğine işaret eder. AB Vista içindeki çalışmalar, diyetin geleneksel fitaz seviyeleri (500 FTU/kg) ile takviye edilmesiyle dışkı fosforunun büyüme aşamasında %25 ve bitme aşamasında %17 oranında azaltılabileceğini göstermiştir. Bununla birlikte, bir süper dozlama fitaz seviyesinin (2,000 FTU/kg) kullanılması, büyüme döneminde dışkı fosforunu %30 ve bitme döneminde %25 oranında azaltmıştır (Şekil 2).
Tarımsal gıda üretim zincirindeki farklı süreçlerin karbon ayak izini nasıl etkilediğini daha iyi anlamaya yönelik ilginin giderek artması, bu süreçleri değerlendiren metodolojilerin geliştirilmesini mümkün kılmıştır. Bu metodolojilerin geliştirilmesinin bir sonucu olarak, fitazların sadece P atılımını azaltmada değil, aynı zamanda N ve CO2e emisyonlarında da katkısını ölçebiliriz.

Yukarıda açıklanan aynı çalışmada, her deneysel uygulamanın karbon ayak izi tespit edilmiş ve kontrol diyetine kıyasla süper dozlama stratejisi (sayısal olarak) veya Maksimum Matris Beslenme stratejisi (P<0,05) uygulanarak CO2 emisyonlarının azaldığı gözlemlenmiştir (Şekil 3).

SONUÇ
Enzimlerin kullanımı, hammaddelerin kullanımındaki daha yüksek verimliliğin yanı sıra matris değerlerini dikkate alarak diyetleri yeniden formüle etme fırsatı nedeniyle CO2e, nitrojen ve fosfor emisyonlarını azaltarak çevreyi daha iyi hale getirir. Bu bağlamda ve çevreye olan bağlılığı ile ilgili olarak AB Vista, fitazların etki şekli, hammaddelerdeki substrat seviyesi ve hayvansal üretimde daha fazla karlılık sağlayarak beklenebilecek tepkiye ilişkin anlayışımızdaki son gelişmeler sayesinde daha iyi ekonomik sonuçlar elde etmeye yardımcı olan Maksimum Matris Beslenmesi gibi esnek stratejiler sunmaktadır. Daha fazla bilgi için emea@abvista.com ile iletişime geçin.