Şap hastalığı (FMD) ve Lumpy Skin hastalığı (LSD) gibi hastalık salgınları, et ve süt hayvancılığı yapan işletmelerde biyogüvenliğin ne kadar hayati olduğunu hepimize hatırlatmaktadır. Etkin biyogüvenlik planları, çiftliklerimizi ve tarım-gıda sektörünü hastalık riskine karşı korumada sahip olduğumuz en etkili araçlardan biri olabilir. Bu biyogüvenlik önlemlerindeki küçük bir ihlal dahi hastalıkların çiftliklerimize girmesine olanak tanıyabilir.

Avrupa Pazarlama Koordinatörü
Alltech
Sürekli büyüyen ve gelişen tarım dünyasında, hayvanlarımızın sağlığı başarımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Verimli üretim, daha yüksek kârlılık ve sürdürülebilir tarım; hayvancılık sektörünün geleceği açısından kritik öneme sahiptir ve tüm bu unsurlar, et ve süt sürülerimizin sağlığına ve zindeliğine bağlıdır.
İşte bu noktada biyogüvenlik önlemleri, hayvan sağlığını desteklemede kilit bir rol oynar. Patojenleri (hastalık oluşturan bakteriler) çiftliklerimizden uzak tutabilmek için sıkı biyogüvenlik önlemlerinin uygulanması gerekir. Atılacak basit bir adım bile, sürünüzün sağlığını ve verimliliğini korumada belirleyici olabilir ve bu durum çiftliğin finansal başarısını doğrudan etkileyebilir.
Çiftlik biyogüvenliği, hastalık ve enfeksiyonların çiftliğe girmesini, çiftlik içinde ya da çiftlik dışında yayılmasını önlemek amacıyla yetiştiricilerin uygulayabileceği özel ve kritik önlemleri ifade eder. Bu önlemler, güvenli ve verimli üretimin, daha yüksek kârlılığın ve hayvancılık sektörünün sürdürülebilir geleceğinin temelini oluşturan hayvan sağlığını desteklemede hayati öneme sahiptir. Bu protokollerde meydana gelecek tek bir ihlal, hastalıkların çiftliğe girmesine neden olabilir; hayvan sağlığını ve sürü verimliliğini olumsuz etkileyerek çiftlik işletmeleri için ciddi finansal ve ekonomik aksamalara yol açabilir. Bu nedenle, etkili biyogüvenlik planları, et ve süt hayvancılığı işletmelerimizi ve tarım-gıda sektörünü hastalık risklerinden korumada sahip olduğumuz en verimli araçtır.
SIĞIR SÜRÜLERİ ÜZERİNDE HASTALIKLARIN ETKİSİ
Son yıllarda Avrupa genelinde et ve süt sığırları arasında hastalık salgınlarının yeniden arttığına tanık olduk. Bu hastalıklar, ancak uygun biyogüvenlik önlemleri uygulandığında kontrol altında tutulabilir. Şap hastalığı (FMD) ve Lumpy Skin hastalığı (Sığırların Nodüler Ekzantemisi – LSD), hastalıkların sürülerimiz üzerinde ne denli yıkıcı etkiler yaratabileceğine dair yalnızca iki örnektir.
Bir zamanlar geçmişte kaldığı düşünülen şap hastalığı (FMD), 2025 yılının başlarında Avrupa’da yeniden ortaya çıkmış ve salgınlar görülmüştür. Bu hastalık son derece bulaşıcıdır ve kitlesel sürü itlaflarına yol açabileceğinden tarım sektörü açısından ekonomik olarak yıkıcı sonuçlar doğurur. Son yıllardaki salgınlar, sektör genelinde ciddi finansal ve ekonomik bozulmalara neden olmuştur.
Şap hastalığının belirtileri arasında ağız ve ayak çevresinde deri lezyonları yer alır; ancak kesin tanı, maliyetli ve zaman alıcı olabilen özel laboratuvar testleri gerektirir. Hastalık, kontamine yemler, doğrudan temas ve araç lastikleri yoluyla hızla yayılır. Aşılar ve antibiyotikler, salgınların yönetilmesine yardımcı olabilir, ancak hiçbiri kesin bir tedavi yöntemi değildir.
Sığırlarda görülen Lumpy Skin hastalığı (LSD), ateş, deri üzerinde nodüller (şişlikler), deri altı ödemleri, lenf düğümlerinde büyüme, canlı ağırlık kaybı, ileri vakalarda aşırı zayıflama ve hatta ölüm gibi çeşitli klinik belirtilerle karakterizedir. Sinekler ve sivrisinekler aracılığıyla bulaşan bu hastalık, süt verimini düşürür, boğalarda kısırlığa neden olabilir ve derilerde kalıcı hasar bırakır. LSD, Haziran 2025 itibarıyla Avrupa’da yeniden rapor edilmiştir. Aşılı hayvan oranının artırılması ve antibiyotik kullanımı, bu hastalığın kontrol altına alınmasına yardımcı olsa da, kesin bir tedavi bulunmadığından sıkı biyogüvenlik planları vazgeçilmez olmaya devam etmektedir.
Yukarıda belirtilen her iki hastalık da tarım sektörü üzerinde yıkıcı etkilere sahip olabilse de biyogüvenlik önlemleri bu riskleri önemli ölçüde azaltabilir.

BİYOGÜVENLİK NELERİ KAPSAR?
Biyogüvenlik, hastalık ve enfeksiyonların çiftliğe girmesi ve çiftlik içinde ya da dışına yayılması riskini en aza indirmek amacıyla yetiştiricilerin alabileceği önlemleri ifade eder. Bu yaklaşım, yalnızca sürünün değil, aynı zamanda tarım-gıda sektörünün de güvenliğini destekler, çünkü gıda tedarik zincirine hastalıkların girmesini önlemeye yardımcı olur.
Biyogüvenliğin iki temel türü vardır: dış biyogüvenlik ve iç biyogüvenlik.
Dış biyogüvenlik, patojenlerin çiftliğe hiç girmemesini sağlamak için güçlü bariyerler oluşturmayı hedefler. Dış biyogüvenlik uygulamaları şunları içerir:
• Ziyaretçilerin giriş ve çıkışlarını kapsayan sıkı kontrol önlemlerinin uygulanması. Bu, bireylerin hastalıkları bir çiftlikten diğerine taşıma olasılığını azaltır.
• Çiftliğe giren ve çıkan herkesin botlarının dezenfekte edilmesi.
• Çiftliğe giren ve çıkan tüm araçların dezenfekte edilmesi.
İç biyogüvenlik, patojenlerin çiftlik içinde yayılmasını önlemeyi amaçlar. İç biyogüvenlik uygulamaları şunları içerir:
• Yeni satın alınan hayvanların karantinaya alınması. Bir hayvanın, sürü içinde hızla yayılabilecek bir hastalık için asemptomatik olabileceği unutulmamalıdır.
• Ekipmanların ve barınakların yüksek hijyen standartlarında dezenfekte edilmesi ve bakımının yapılması. Sağım odaları, taşıma alanları (sıkıştırma bölmeleri, baş kilitleri, ayırma kapıları, vb.) ve yemleme ekipmanları mümkün olduğunca sık dezenfekte edilmelidir.
• Kapalı alanda barındırılan hayvanlar için yeterli alan sağlanması. Bu, hayvanların birbirleriyle aşırı yakın temasta olmasını önler.
• Yeterli havalandırmanın sağlanması. Bu sayede bakterilerin birikme olasılığı azalır ve sivrisinekler ile ısırıcı sineklerin toplanma riski düşer.
• Belirti gösteren enfekte hayvanların derhâl izole edilmesi.
SÜRÜNÜZÜ KORUMADA BESLEMENİN ROLÜ
Et ve süt çiftliklerinde güçlendirilmiş biyogüvenlik uygulamalarına ek olarak, güçlü ve dengeli bir besleme programı ile sürülerin hastalık baskılarına karşı direnci artırılabilir.
Hayvanda optimal bağışıklık fonksiyonu, yüksek kaliteli bir besleme standardı gerektirir. Doğru mineral dengesini sağlamak için Bioplex® iz mineraller, antioksidan fonksiyonları desteklemek için Sel-Plex® iz mineraller ve bağırsak mikrobiyotasını güçlendirmek amacıyla Actigen® teknolojisi gibi besinsel takviyeler, hayvanın beslenme durumunu iyileştirerek hastalıklara karşı duyarlılığı azaltmaya yardımcı olabilir.
Çiftliklerde görülen hastalıklar konusunda yalnızca yerel düzeyde değil, Avrupa genelinde de güncel ve bilgili olmak büyük önem taşır. Bu yaklaşım, hayvan sağlığına yönelik stratejilerde hazırlıklı ve proaktif kalmamızı sağlar.
Şap hastalığı (FMD) ve Lumpy Skin hastalığı (LSD) gibi salgınlar, çiftliklerde biyogüvenliğin önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Etkin biyogüvenlik planları, çiftliklerimizi ve tarım-gıda sektörünü hastalık risklerine karşı korumada en etkili araçlarımızdan biridir. Biyogüvenlik önlemlerindeki küçük bir ihlal bile hastalıkların çiftliğe girmesine neden olabilir. Bu önlemleri dikkatli ve eksiksiz şekilde uygulayarak yalnızca hayvan sağlığını değil, aynı zamanda çiftliğinizin finansal güvenliğini de korumuş olursunuz.
Kayla Taitz Hakkında
Alltech’te Avrupa Pazarlama Koordinatörü olarak görev yapan Kayla Taitz, firmanın farklı Avrupa pazarlarındaki pazarlama faaliyetlerinin planlanması, izlenmesi ve uygulanmasını desteklemektedir. Daha önce çiftlik ortamlarında ve laboratuvar temelli çalışmalarda uygulamalı deneyim kazanmış olan Taitz, bu bilgi ve uzmanlığını Alltech’teki rolünde kullanmayı hedeflemektedir. Taitz, University College Dublin’den hayvan bilimi odaklı tarım bilimi alanında lisans derecesi almıştır.